HİÇ BİTMEYEN BİR SINAV

Sabah saat 07.00 ve birden alarm sesi duymaya başlıyorsunuz. Daha gözlerinizi bile tam olarak açamazken rastgele hareketlerle, sizi uykunuzun en tatlı yerinde uyandıran sesi susturmaya çalışıyorsunuz. Bir yandan da yatağınız tüm sıcaklığıyla tekrar uykuya dönmeniz için sizi dürtüklüyor. Tam bu sırada acı gerçekle yüzleşiyorsunuz. Geç kalmamanız gereken bir işiniz ya da okulunuz var. Belki de önceki geceden kesin bir kararlılıkla yaptığınız sabah koşusu planınız… İşte maraton başlıyor. Günün ilk sınavıyla karşı karşıyasınız ve tüm gün boyunca yeni sınavlara girip duracaksınız. Peki şöyle bir gözden geçirecek olsanız gün sonunda, bu sınavlar için kendinize kaç puan verirdiniz? İşleri sizin için daha karmaşık hale getirmek istemem ama şimdi de bu sınavlara, hayatınız boyunca her gün girdiğinizi ve şu ana kadar ne kadarında başarılı bir öğrenci olduğunuzu düşünün.

UYKU MU LAZANYA MI?

Çocukluğumuzun meşhur ve sevimli kahramanlarından olan Garfield, bu soruyu duymuş olsa eminim ki vereceği cevap şu şekilde olurdu: ‘Lazanya yerken uyuya kalmak.’ Tembelliğinin yanı sıra uykuya ve lazanyaya olan aşkıyla tanıdığımız bu kedi aslında şu an okuduğunuz satırların da ilham kaynağı… Nasıl mı? Doğrusunu isterseniz bugünkü sohbet konumuzun ortaya çıkış hikayesi, günlük yaşantımda Garfield’a dönüştüğümü fark etmemle başladı. Tıpkı onun gibi sadece sevdiğim şeyleri yapıyor ve bütün günümü bu şekilde geçiriyordum. Araya küçük bir not düşmek gerekirse, sevdiğim şeyler uyku ve lazanyayla sınırlı değil tabi ki… Gün sonunda planlayıcımı gözden geçirdiğimde ise ‘tik’ atacak bir şey bulamıyordum çünkü tüm gün boyunca yapmam gereken işlerin yanına bile uğramamış olarak günü bitirmiş oluyordum. Yine bu zamanlardan birinde sosyal medyada gezinirken, ilham kaynağımızın şöyle bir mottosuna denk geldim: ‘Çalışma isteği duyunca sakin ol, hemen bir yere otur ve geçmesini bekle.’

ACILARA YÜRÜYOR VE KORKMUYORUZ

Günümüzde bedelsiz sahip olabildiğimiz mal ve hizmet kaldı mı? Artık salgın sebebiyle tertemiz havayı filtresiz(maskesiz) içimize çekmenin bile bir bedeli var. İster dışarıda ister evimizde internet üzerinden alışverişlerimiz için yaptığımız ödemeler çoğu zaman bir miktar canımızı yakmaz mı? Çok gerekli miydi? Bunu neden aldım ki? Bu paraya değer miydi? Sevgili Psikonomikler, yalnız değilsiniz. Hepimizin maruz kaldığı acı dosyasını açıyorum. İlk kez Ofer Zellermayer (1996) tarafından tanımlanan Ödeme Acısı (The Pain of Paying) para harcadığımızda yaşadığımız bir acı çeşididir. Geleneksel ekonomi modellerinde para harcamak maliyet ve fırsat maliyeti ile sınırlı kalmıştır. Bu açıdan geleneksel iktisat modellerine göre kaybedilen para ile bir şeyi başarmak için harcanan para arasında bir fark yoktur. Tüketicilerin para harcarken yaşadıkları duygusal süreç göz ardı edilmiştir.

YARATICILIK 101

Ellerimizde kahvelerimizle, pencerenin önüne oturup gözlerimizi yola dikmemiş olsak da hepimizin her daim beklediği bir misafir var. Hatta bu öyle bir misafir ki çoğu zaman, gelsin ve hiç gitmesin, yanımızdan ayrılmasın isteriz. Kimden mi bahsediyorum? Yaratıcı düşüncelerimizin mimarı olarak tanımladığımız “İlham Perisi’nden” tabi ki… Bizi sürekli ziyarete gelse, şöyle karşılıklı otursak, o anlatsa biz tasarlasak ve bunu sürekli tekrar etsek ne güzel olurdu değil mi? Maalesef durum çoğu zaman dilediğimiz gibi olmuyor. Kendisine karşı derin duygular beslediğimiz bu İlham Perisi, genellikle ortaya yeni bir şeyler çıkartmayı dilediğimizde, bizi boş bir duvar ile karşı karşıya bırakıyor. Peki biz buna rağmen nasıl oluyor da saatlerce kapımızı çalmasını bekleyebiliyoruz?

ANILARIMIZ GERÇEK DEĞİLSE GERİYE NE KALIR?

Mandela Etkisi, bir ya da birkaç insandan ziyade bir grup insanın bir olay, kişi ya da şey ile ilgili yanlış bir anıya sahip olması durumudur. 2010 yılında yazar ve doğaüstü araştırmacısı olan Fiona Broome eski Güney Afrika Başkanı Nelson Mandela’nın 1980 yılında hapishanede öldüğüne dair anısını birçok kimsenin paylaştığını fark eder. Ancak bilenler bilmeyenlere anlatsın; Mandela ne 1980 yılında ölmüştür ne de hapishanede. (Nelson Mandela) Ortaya attığı iddiayı destekleyen ve bununla ilgili anılara (hatta dul eşinin cenaze töreninde konuşma yaptığını haberlerde gördük!) sahip olduklarını söyleyen insanlar karşısında Broome, bu yanılsamaya Mandela Etkisi adını vererek bununla ilgili çalışmalar yürütmeye başlıyor.

Başa dön