YARATICILIK 101

Ellerimizde kahvelerimizle, pencerenin önüne oturup gözlerimizi yola dikmemiş olsak da hepimizin her daim beklediği bir misafir var. Hatta bu öyle bir misafir ki çoğu zaman, gelsin ve hiç gitmesin, yanımızdan ayrılmasın isteriz. Kimden mi bahsediyorum? Yaratıcı düşüncelerimizin mimarı olarak tanımladığımız “İlham Perisi’nden” tabi ki… Bizi sürekli ziyarete gelse, şöyle karşılıklı otursak, o anlatsa biz tasarlasak ve bunu sürekli tekrar etsek ne güzel olurdu değil mi?

Maalesef durum çoğu zaman dilediğimiz gibi olmuyor. Kendisine karşı derin duygular beslediğimiz bu İlham Perisi, genellikle ortaya yeni bir şeyler çıkartmayı dilediğimizde, bizi boş bir duvar ile karşı karşıya bırakıyor. Peki biz buna rağmen nasıl oluyor da saatlerce kapımızı çalmasını bekleyebiliyoruz? Açıkçası bu sorunun cevabını yazabilmek için bile dakikalarca bilgisayar ekranına boş gözlerle baktım. Artık gelmeyeceğine karar verdiğimde tuşlara kendi irademle basmaya başlamıştım. O an fark ettim ki sizi daha yakından tanıştırmak istediğim, yaratıcılık konusundaki asıl kahramanımız duruma müdahale ediyordu. Evet bu yazıda, sizi o duvarın karşısından kaldıracak olan ve aslında şimdiye kadar gerçekleştirdiğiniz tüm çalışmalarınızın asıl destekçisi ile daha yakından tanıştırmak istiyorum. Daha fazla gizem yaratmadan kapıyı açıp başrolümüzü içeri alalım. Ne dersiniz?

YARATICI BEYİN

Sıradaki eserlerini merakla beklediğimiz müzisyenler, tablolarını hayranlıkla seyrettiğimiz ressamlar, gösterileri için aylar öncesinden biletler aldığımız dansçılar, muhteşem kurgularıyla şaşkınlık içerisinde bırakan filmlerin perde arkasındaki tüm ekip… Daha saymadığımız onlarcası varken yaratıcılığın en somut hali olarak karşımıza çıkan bu insanların ortak noktası sizin de dikkatinizi çekti mi?

Sanat…

Öyleyse yaratıcılık kelimesinin gerçek dünyadaki yansıması olarak çoğunlukla bu insanları görmemiz ‘yalnızca sanatçılar yaratıcı insanlardır’ diyebilmemiz için yeterli midir?

Düşündüğümüzün aksine yaratıcılık sadece belli kesimlere ait olan bir yetenek değildir. Herkesi kapsayan bir şeydir. Çünkü yaratıcılık esasen insan beyninin işidir. Binlerce yıllık varoluş tarihimize baktığımızda da bizlere bırakılan en önemli mirasın bu yeteneğimiz olduğunu görebiliyoruz. Dünyada yer edinmeye başladığı ilk zamanlardan beri insan, kendi zihninin ürünü olan yaratımlarla çevresini değiştirmiş, geliştirmiş, icat etmiş ve hala da bunu yapmaya devam ediyor. Peki tüm bu değişimi nasıl gerçekleştiriyor?

Daha iyi anlamak için beynimizin yapısına doğru kısa bir yolculuk yapalım. Hayvanların aksine biz insanların beyinlerindeki, algı ve tepki merkezleri arasında geniş bir boşluk söz konusudur. Hayvanlar, algı merkezi aracılığıyla bir yiyeceği algıladığında hemen yanındaki tepki merkezi devreye girer ve yeme dürtüsü ile harekete geçer. Oysa biz, algı ve tepki merkezlerimiz arasındaki uzaklık sayesinde dürtülerimizin esiri olmayız. Böylece algıladıklarımız, beynimizde önceden var olan bilgiler ile karşılaşabilecek zamanı bulabilir. İşte yeni fikirlerin temeli de tam burada atılmaya başlar. Beynimiz yeni yollar çizip yeni bağlantılar kurarak bilgiyi, sınırsız farklı şekilde işlememize imkân sağlar. Herhangi bir eyleme geçmeden önce başka seçeneklerin neler olduğunu değerlendirebiliriz. Bu da bize yaratıcılığın temel maddesini yani hayal gücünü verir.

HEPİMİZ DOĞUŞTAN YARATICIYIZ

Evet doğru okudunuz. Beyinlerimizin yapısı sayesinde hepimiz doğuştan yaratıcılık yeteneğiyle donanmış durumdayız. Sadece varlığımızın yaratıcı kısmını uyandırmamız gerekiyor diyebiliriz. Nasıl mı? Etrafımıza daha dikkatli bakıp, kendimizi dünyaya daha fazla açarak…

Beynimizin bu süreçte nasıl rol oynadığına baktığımızda aslında her şeyin algıladıklarımızla alakalı olduğunu görüyoruz. Çevremizde algıladığımız her yeni bilgi, beynimizde milyarlarca nöronun birbiriyle iletişim kurmasına neden oluyor. Zaten orada bir yerlerde var olan anılarımızla, düşüncelerimizle, duygularımızla çakışıyor ve hepsi beyinde yeniden yapılandırılıyor. Yani deneyimlediğimiz her şey yaratıcılığımız için kullanabileceğimiz bir malzemeye dönüşüyor. Dolayısıyla yaşadığımız dünyada farkına vardığımız şeyler ne kadar fazla ve çeşitli olursa beynimizin kullanabileceği malzeme sayısı da o kadar artıyor.

ALGILA PARÇALA DEĞİŞTİR BİRLEŞTİR

Yaratıcılık dediğimizde birçoğumuzun aklına ilk olarak, ortaya hiç yoktan bir şeyler çıkarmak gelir. Oysa süreç bu kadar zahmetli bile değildir. Çünkü yaratıcı sürecin sonunda çoğu zaman yeni bir şeyler icat etmeyiz, zaten var olan bir şeyin şeklini değiştiririz. Biraz önce bahsettiğimiz, beynimize gelen yeni bilgiler ve daha önceden var olan eski bilgilerin oluşturduğu sinerji tam da bunu ifade etmiyor mu?

Yaratıcılık ile ilgili izlediğim bir belgeselde Pulitzer Kurgu Ödüllü yazar Michael Chabon bu durumu çok güzel bir cümle ile özetliyor; “Özgünlük geleneğin içinden doğar.”

Aslında en başından beri günlük hayatta öğrenilebilen ve uygulanabilen pratik bir beceriden bahsediyoruz. Siz de biliyorsunuz ki yetenekler geliştirilebilir şeylerdir. Bizim yapmamız gereken ise her birimizde az veya çok var olan bu beceriyi dürtüklemek ve uyandırmak.

Şimdi işin en can alıcı kısmı olan, birkaç küçük taktikten bahsedelim istiyorum. Çünkü daha yaratıcı olabilmek için beynimizin işleyiş biçiminden farklı şekillerde faydalanabiliriz.

YENİ BİR ŞEYLER

Biraz önce, bu süreçte, beynimizde milyarlarca yeni nöral yollar oluştuğunu söylemiştik fakat minik bir detayı atlamışız… Her ne kadar yeni yollar oluşturuyor olsa bile, beynimiz, çoğu zaman doğal tepki olarak zaten var olan ve alışkın olduğumuz yolları seçmeye meyillidir. Yaratıcılık ise biz alışkın olduğumuz yollardan sapmaya başladığımızda ortaya çıkar. Kariyerinizi değiştirmekten bahsetmiyorum (tabi bu da etkili bir seçenek) ama her zaman yeni bir şeyler öğrenebilirsiniz. Önemli olan konfor alanının dışına çıkabilmek diyebiliriz. Biraz sınırları zorlamaktan zarar gelmez değil mi?

DAHA CESUR DAHA ÖZGÜN

Küçük bir uyarıda bulunmak gerekirse, sınırları zorlamak biraz acı verici ve eziyetli bir süreç olacaktır diyebiliriz. Çünkü sonuç her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. Başarısızlık ise kötü bir histir ve beynimiz bu histen kaçınmak için daha önceden bildiği yollara başvurmayı seçer. Bizim ise bu noktada, yaratıcı süreci tetiklemek için, cesurca karşısında durmamız ve onu, işimize yarayacak yeni yollara sokmaya ikna etmemiz gerekir. Eğer kusurlu olanın açığa çıkmasına izin vermezsek farklı olanı geliştiremeyiz. Unutmayalım ki mükemmeliyetçilik yeni fikirlerin önünü kesen en büyük düşmanlardan biridir.

İSPANYOLLARDAN HEDİYE ‘SIESTA’

Bence hepimizin en seveceği tetikleyici bu olacak. Şekerleme uykusu denince aklımıza ilk gelen İspanyolların, bu alışkanlığı aslında yaratıcı sürecin tetikleyicilerinden bir tanesi ve bana göre en keyiflisi…

Yapılan araştırmalar dinlenme süresi içinde, beyin aktivitesinin, beynin öğrenme ve hafıza ile ilişkilendirilen kısmına doğru hareket ettiğini gösteriyor. Özellikle içinde bulunduğumuz dinamik dünyada sürekli uyarılara maruz kalan beynimiz için kısa bir dinlenme arası, yeni bilgileri işlemesi için fırsat tanımak anlamına geliyor. Aslında bu dinlenme molalarında, zaten ortaya çıkardığımız yeni fikirlerin pişmesine olanak tanımış oluyoruz. Sanırım hareketli yaşantımız içerisinde, beynimizin bile biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var.

İNSAN OLMANIN AVANTAJI

Unutmayın, yaratıcılık hepimize ait bir yetenek. Ayrıca yeni ve daha iyi bir Dünya yaratmak için de son derece önemli…

Neyse ki her yeteneği geliştirebildiğimiz gibi yaratıcılığımızı tetiklemek için de yapabileceklerimiz mevcut. Öyleyse artık pencerenin önünden kalkabilir ve ilham perisinin kulağımıza fısıldamasını beklemeyi bırakabiliriz.

İnsana özgü olan ‘dünyayı henüz var olmayan haliyle hayal edebilme’ gücünü uyandırmanın vakti geldi. Etrafa daha canlı ve meraklı gözlerle bakmaya başladığımızda nelerle karşılaşabileceğimizi tahmin bile edemeyiz. Bir şeyleri sadece, insan olmanın avantajını yaşayarak değiştirebiliriz.

KAYNAKÇA

Eagleman, D., Brandt, A., 2019. Yaratıcı Tür Fikirler Dünyayı Nasıl Yeniden Yaratıyor. Domingo Yayınevi.

Canan, S., 2015. Değişen Beynim. Nefes Yayıncılık (Tuti Kitap).

Beamish, J., Trackman, T., The Creative Brain with Dr. David Eagleman, Netflix, 2019.

Richtel, M., 2019. How to Be Creative. The New York Times. https://www.nytimes.com/guides/year-of-living-better/how-to-be-creative

Richtel, M., 2010. Digital Devices Deprive Brain of Needed Downtime. The New York Times. https://www.nytimes.com/2010/08/25/technology/25brain.html

Mclntyre, P., The Systems Model Of Creativity: Analyzing The Distribution Of Power In The Studio. I:3 (2008), Journal on the Art of the Record Production. https://www.arpjournal.com/asarpwp/the-systems-model-of-creativityanalyzing-the-distribution-of-power-in-the-studio

YARATICILIK 101

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön